Malûm olsun ki, bizi ziyaret eden ya hayat-ı dünyeviye cihetinde gelir; o kapı kapalıdır. Veya hayat-ı uhreviye cihetinde gelir; o cihette iki kapı var. Ya şahsımı mübarek ve makam sahibi zannedip gelir; o kapı dahi kapalıdır. Çünkü, ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenab-ı Hakka çok şükür, beni kendime beğendirmemiş. İkinci cihet, sırf Kur’ân-ı Hakîmin dellâlı olduğum cihetledir. Bu kapıdan girenleri, ale’r-re’si ve’l-ayn kabul ediyonım. Onlar da üç tarzda olur: ya dost olur, ya kardeş olur, ya talebe olur.
Dostun hassası ve şartı budur ki: Katiyen, Sözler’e ve envar-ı Kur’âniyeye dair olan hizmetimize ciddî taraftar olsun ve haksızlığa ve bid’alara ve dalâlete kalben taraftar olmasın, kendine de istifadeye çalışsın.
Aziz, sıddık kardeşlerim!
[Bir suale mecburî cevabın tetimmesidir.]
Bu yaz mevsimi, gaflet zamanı ve derd-i maişet meşgalesi hengâmı ve şuhur-u selâsenin çok sevablı ibadet vakti ve zemin yüzündeki fırtınaların silâhla değil, diplomatlıkla çarpışmaları zamanı olduğu cihetle; gayet kuvvetli bir metanet ve vazife-i nuriye-i kudsiyede bir sebat olmazsa, Risale-i Nur’un hizmeti zararına bir atalet, bir fütur ve tevakkuf başlar.
Aziz kardeşlerim, siz kat’î biliniz ki: Risale-i Nur ve şakirdlerinin meşgul oldukları vazife, rûy-i zemindeki bütün muazzam mesailden daha büyüktür. Onun için dünyevî merak-aver mes’elelere bakıp, vazife-i bâkiyenizde fütur getirmeyiniz. Meyve’nin Dördüncü Mes’elesini çok defa okuyunuz, kuvve-i maneviyeniz kırılmasın.
Evet ehl-i dünyanın bütün muazzam mes’eleleri, fâni hayatta zalimane olan düstur-u cidal dairesinde gaddarane, merhametsiz ve mukaddesat-ı diniyeyi dünyaya feda etmek cihetiyle; kader-i İlahî onların o cinayetleri içinde, onlara bir manevî cehennem veriyor. Risale-i Nur ve şakirdlerinin çalıştıkları ve vazifedar oldukları; fâni hayata bedel, bâki hayata perde olan ölümü ve hayat-ı dünyeviyenin perestişkârlarına gayet dehşetli ecel celladının, hayat-ı ebediyeye birer perde ve ehl-i imanın saadet-i ebediyelerine birer vesile olduğunu, iki kerre iki dört eder derecesinde kat’î isbat etmektedir. Şimdiye kadar o hakikatı göstermişiz...
Elhasıl: Ehl-i dalalet, muvakkat hayata karşı mücadele ediyorlar. Bizler, ölüme karşı nur-u Kur’an ile cidaldeyiz. Onların en büyük mes’elesi -muvakkat olduğu için-, bizim mes’elemizin en küçüğüne -bekaya baktığı için- mukabil gelmiyor. Madem onlar divanelikleriyle bizim muazzam mes’elelerimize tenezzül edip karışmıyorlar; biz, neden kudsî vazifemizin zararına onların küçük mes’elelerini merakla takib ediyoruz. Bu âyet لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ ve usûl-ü İslâmiyetin ehemmiyetli bir düsturu olan اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ Yani: “Başkasının dalaleti sizin hidayetinize zarar etmez. Sizler lüzumsuz onların dalaletleriyle meşgul olmazsanız.” Düsturun manası: “Zarara kendi razı olanın lehinde bakılmaz, ona şefkat edip acınmaz.” Madem bu âyet ve bu düstur bizi, zarara bilerek razı olanlara acımaktan men’ediyor; biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz. Onun haricindekileri malayani bilip, vaktimizi zayi’ etmemeliyiz. Çünki elimizde nur var; topuz yoktur. Biz tecavüz edemeyiz. Bize tecavüz edilse, nur gösteririz. Vaziyetimiz bir nevi nuranî müdafaadır.
Bu tetimmenin yazılmasının sebeblerinden birisi:
Risale-i Nur’un bir talebesini tecrübe ettim. Acaba bu heyecan, şimdiki siyasete karşı ne fikirdedir diye boğazlar hakkında bir boşboğazlığı münasebetiyle bir-iki şey sordum. Baktım, alâkadarane ve bilerek cevab verdi. Kalben “yazık” dedim
(Beşinci Şua’ın yine kısmen verdiği haberler tezahür ediyor.)
Said Nursî
Keza yağmurun, çekirdeklerin neşv ü nemasına sebebiyet verdiği gibi çeşitli musibetlerin yaşanmasıyla da insanın tekamül ettiğini belirten ve musibetlere bu nokta-i nazardan bakmayı öğreten Üstad Hazretleri diyor ki:
“Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuddan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.” (Lem’alar sh: 9)
“Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlahiyeye iltica edip feryad etmek gerektir. Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmanîdir. Nasılki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki: Zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunane dönerler. Öyle de çok zahirî musibetler var ki; İlahî birer ihtar, birer ikazdır ve bir kısmı keffaret-üz zünubdur ve bir kısmı gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve za’fını bildirerek bir nevi huzur vermektir.” (Lem’alar sh: 11)
“Zâten sükûn ve sükûnet, atalet, yeknesaklık, tevakkuf; bir nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül; vücuddur, hayırdır. Hayat, harekâtla kemalâtını bulur; beliyyat vasıtasıyla terakki eder. Hayat cilve-i esma ile muhtelif harekâta mazhar olur, tasaffi eder, kuvvet bulur, inkişaf eder, inbisat eder, kendi mukadderatını yazmasına müteharrik bir kalem olur, vazifesini îfa eder, ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder.” (Mektubat sh: 45)
Keza, “Vücudunun varlığı, zuhur ve tezahürü, ancak tagayyür ve tahavvülüne bağlı olan bir mümkinde; atalet, sükûn, tevakkuf ve yeknesaklık, ahval ve keyfiyatta birer nev’-i ademdirler. Adem ise, mahz-ı elem ve şerr-i sırftır. Onun içindir ki zîhayattaki faaliyet, şedid bir lezzet olduğu gibi; şuûnatta olan tahavvül dahi, hayr-ı kesîrdir. Elem ve musibet dahi olsalar…
Binaenaleyh, teessürat ve teellümat, bir cihette çirkin ise de, fakat bir çok cihetlerle güzeldirler, hasendirler. Demek nur-u vücud olan hayat, teessürat ile tasaffi edip, teellümat ile cilalanarak kuvvet buluyor. Öyle ise onlar hayatın menfuru değillerdir.
Madem öyledir; zîhayata ait gibi olan yalnız şu kısacık bir bekanın mizanıyla (meseleyi) tartma! Belki Cenab-ı Muhyî (Celle Şânuhû) nun tecelli-i şuûnuna mazhariyet ve makesiyet mizanıyla tart! Çünkü hayatın binler hissesi, Cenab-ı Muhyi’nindir. Zîhayata ait yalnız arazî bir hissedir. Öyle ise, o zîhayatın hakikî kemali, kendi o bir hissesini de Cenab-ı Muhyi’nin hisselerine tabi etmektedir.” (Büyük Mesnevî sh: 417)
Bu örneklerde görülüyor ki, bütün varlıklar ve hadiseler, Allah’ın (c.c.) sonsuz hikmetine tabidir. O ilahî hikmetleri öğrenip o nazarla bakanlar, zâhiren hoş görünmeyen hadiselerin hikmetlerini anlayıp derecesine göre, dehşetli görünen hadise ve musibetlerin eleminden kurtulur.
Ey nefisperest nefsim, ey dünyaperest arkadaşım! Muhabbet, şu kâinatın bir sebeb-i vücududur
, hem şu kâinatın râbıtasıdır, hem şu kâinatın nurudur, hem hayatıdır. İnsan kâinatın en câmi’ bir meyvesi olduğu için, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir. İşte şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemâl sahibi olabilir.
İşte, ey nefis ve ey arkadaş! İnsanın, havfa ve muhabbete âlet olacak iki cihaz, fıtratında derc olunmuştur. Alâküllihâl, o muhabbet ve havf, ya halka veya Halıka müteveccih olacak. Halbuki halktan havf ise, elîm bir beliyyedir; halka muhabbet dahi belâlı bir musîbettir. Çünkü, sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet etmez veya senin istirhâmını kabul etmez. Şu halde, havf elîm bir belâdır.
Reklam
Son Eklenenler
- Risale-i Nur’un Penceresinden
- Günahlara Karşı Durabilmenin İlacı
- Said Nursi Sempozyumu - Bielefeld
- Ey Nefis! Temellük Dava Etme
- Allah’ın İki Tarzda İcadı Vardır
- Hakikat Damlaları 2
- Önemli Bir Duyuru
- Vesvese Nedir? Vesveseden Kurtulma Yolları
- Gafil Kafaya Bir Ders
- Sabırsızlığın ilacı Oruç
- Musibetlerin Hikmeti Nedir? Musibetlere Nasıl Bakılmalı?
- Musibetlerin Hikmeti
- Risale-i Nur’da Hastalığın Hikmetleri
- Alaaddin Başar abi 10.söz izahat
- Anne ve Baba Hakkı Üzerine Küçük ve Ehemmiyetli Bir Nükte
Özel Sayfalar
Yorumlar
- mustafa: Selamın aleyküm arkadaşlar.risale i nur. insanın aklına,kalbine,ruhuna,hissiya tına...
- Aciz_Biri: Allah razı olsun bu güzel çalışmalarınız ihlas ile daim olur inşallah.
- sensan: Allah(C.C.), bizleri hastalığın sevap ve faydalarına vakıf kullarından eylesin.
- nurten: ALLAH razı olsun sızlerden ben artık bu vesvese yuzunden boguluyor gıbı oluyorum anlatıklarınızın...
- mmu: Mevlam sizlerden razı olsun.Saygıdeğer hocamın sesine ve nefesine sağlık.
Kategoriler
Çok Okunanlar
- Sitemizde Görüntülü Risale-i Nur Dersleri İzlenebilir (30115)
- Risale-i Nur Dersleri Başlıyor (21384)
- Cuma Duası 2 (18797)
- Kader Risalesi Ahmet Akgündüz Görüntülü Ders (15784)
- Gıybet Nedir? Ne Zaman Gıybet Etmiş oluruz? (13099)
- Evliliği Zayıflatan Sebepler ve Tesettür (12510)
- Vesvese Nedir? Vesveseden Kurtulma Yolları (12015)
- Tembellik ve Çareleri Nelerdir? (11808)
- Bayan Nurculara Ehemmiyetli Bir Ders (11730)
- Bekar Genç Kızlara Bir Ders-i Hakikat (10286)
- Lâ İlahe İllallah'daki Sırlar (10080)
- Risale-i Nurda Geçen Kelimeler 1 (9495)
- Sabahın Duası (9477)
- Nurcu Kızlara Bir Mektup ve Nurcuların Kasidesi (9126)
- Musibetlerin Hikmeti Nedir? Musibetlere Nasıl Bakılmalı? (9101)
- İhlas Hakkında Risale-i Nur Ne Diyor? (7989)
- Aile Hayatına Üstad'ın Bakışı - Aile Hayatını Bozan Sebepler (7766)
- Alaaddin Başar abi 10.söz izahat (7695)
- Risale-i Nurdaki Cazibe-Çantacı Necmi Abi (7627)
- Hizmette Ciddi Olmak ile Alakalı Sesli Ders (7293)
- Gençlik Heveslerinin Akıbeti Nedir? (7272)
- Ali İhsan TOLA Ağabey (7226)
- Allah tan Korkmak Ve Allah a Muhabbet Etmek (7188)
- Anne ve Baba Hakkı Üzerine Küçük ve Ehemmiyetli Bir Nükte (6746)
- Hz.Eyyüp(A.S)'ın Kıssası (6740)
- Risale-i Nurlara Çalışmak (6524)
- Risale-İ Nurda Geçen Kelimeler 5 (6387)
- Sadakatin Tam olması Azami Fedakarlık Gerektirir (6285)
- İhlas İle Alakalı Önemli Düsturlar (6138)
- Necmi Abi- Dinsizliğin Kaleleri Yıkılmıştır (6029)
Üye Girişi
© Design By Jawa23001

