Nimetler şükür ister, şükür görürse devam eder ve artar. Fiyatını bulmayan nimetlerin elden kaçması işten bile olmaz.
Bir an için olsun sahip olduğumuz sayısız nimetten bir veya birkaçının yokluğunu düşündüğümüzde hayatımızın zindana döndüğünü görmekte gecikmeyiz. Görebilen gözler, işitebilen kulaklar, konuşabilen dil ve düşünebilen akıldan mahrum kalmanın ne demek olduğunu bir an için olsun düşünün.
Bunlardan bin kere daha kıymetli mânevî nimetler için de aynı şeyleri düşünmeli değil miyiz? Acaba herşeyi yerli yerine oturtan, güzel gösteren, şevk, ümit ve sevgi kaynağı olan îman gibi benzersiz bir nimetin kadrini tam takdir edebiliyor muyuz? Dünyamızı, âhiretimizi aydınlatan bu zengin hazineyi kalbimize yerleştiren Rabbimize, nimetin büyüklüğü ölçüsünde şükür yapabiliyor muyuz? Binlerce şüphe okunun üzerimize gelmekte olduğu âhirzaman gibi dehşetli bir zamanda tahkîkî îman gibi sarsılmaz, sönmez ve söndürülmez bir îmanı ihsan eden, küfür ve dalâlet karanlıklarından kurtaran Rabbimize ne kadar şükretsek az değil mi? Eskiye göre daha çok ve yoğun bir şekilde îmanı sarsmaya, yok etmeye yönelik tehlikelerin dört bir koldan saldırdığı bir zamanda bütün bu tehlikeleri bertaraf edip yüz binlerin îmanını kurtarmaya vesile olan Kur’ân hakikatlerine kavuşma az mazhariyet midir? Bütün dünya verilse dahi ucuz düşen böyle bir hakikatin kıymetini ne ölçüde bilebiliyor, onun şükrünü ne nisbette yapabiliyoruz?


